Bağlanma: Anne ve Bebeğin Muhteşem Birlikteliği

9
Mar

Bağlanma: Anne ve Bebeğin Muhteşem Birlikteliği

Anne ve bebeğin birlikteliği bebek dünyaya gelmeden aylar önce başlar. Döllenmeden doğuma kadar geçen süreçte anne ve bebek arasındaki bağ giderek güçlenir. Doğumda anne ve bebeğin karşılaşmasıyla, ilk yıl başta olmak üzere bebeğin tüm yaşamını etkileyecek derin duygusal bağın yani bağlanmanın temeli atılır. Normal şartlar altında bebek ile anne arasında oluşan bu bağ, annenin yokluğunda bebek ile ona bakım veren kişi arasında gerçekleşir.

Bebek anne karnındayken ısı, ışık, dışardan gelebilecek darbeler gibi fiziksel etkenlere karşı oldukça korunaklı bir ortamda yer alır. Doğum ile bebek o korunaklı ortamdan çıkar ve hiç aşina olmadığı uyaranlarla ve tehlikelerle dolu dış dünyaya adım atar. Emme, tutunma gibi hayati refleksleri dışında kendine yetebilmek ve kendini yönetebilmek için herhangi bir beceriye sahip değildir. Bu süreçte ona yardım edecek en önemli kişi ise annedir. Acıktığında anneyle beslenir, ağladığında, korktuğunda anneyle sakinleşir. Bebeğin hayatta kalabilmesi ve yaşam boyu ihtiyaç duyacağı kendine yetebilme kapasitesini geliştirebilmesi için bu güven ilişkisi yani güvenli bağlanma elzemdir.

Anne ve bebek arasındaki güvenli bağlanma annenin, bebeğin fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarına karşı duyarlı olması, bebek acıktığında, ağladığında, korktuğunda yanında olup onu sakinleştirmesi, bebekle tensel teması içeren bir ilişki kurması (burada emzirme oldukça önemli) durumunda gerçekleşir. Araştırmalara göre bebek ve anne arasındaki bağlanmanın kalitesi, onun kendine ve dış dünyaya güven duyabilmesi, yaşıtlarıyla ve diğer yetişkinlerle iyi ilişkiler kurabilmesi, ilişkilerde kendini var edebilmesi açısından oldukça belirleyicidir. Güvenli bağlanan bebekler ilerleyen yaşlarda duygularını ve dürtülerini uygun şekilde kontrol edebilir, çevreye daha iyi uyum sağlayabilir, yakın ilişkiler kurabilir ve terk edilmeye karşı dirençli olur. Erken dönemde annesinin yanında olduğundan ve onu koruduğundan emin olan bebek, annesine bağlanma eğilimi göstererek kendine yabancı uyarıcılarla dolu korkutucu dünyada güvenilir bir üs oluşturur. Bu güvenilir üssün varlığı bebeğe içsel ve dışsal zorluklarla mücadele etme yeteneği ve kendi kendine yetebilme kapasitesi kazandırmaktadır. Eğer güvenilir bir anne varsa, bebek için diğer insanlar ve dünya daha güvenilir bir yer haline gelir. Güvenli bağlanma ilişkisinde anne, bebeğin duygusal tepkilerine duyarlı davranarak, bebeğin yanında olup onu sakinleştirerek bebeğe duygularını kontrol edebilme kapasitesi kazandırır. Başlangıçta anne tarafından sakinleştirilen, duygusal durumu düzenlenen bebek büyüdükçe kendi duygularını düzenleyebilmeye başlar ve ağladığında kendini sakinleştirebilir.

Fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarına cevap verilmeyen, ağladığında, korktuğunda, herhangi bir sıkıntısı olduğunda sakinleştirilmeyen, tensel temastan yoksun bırakılan bebekler güvensiz bağlanma gerçekleştirirler. Tehlike anlarında güvenilir bir zemin olarak anneyi hissedemeyen kimi bebekler anneye daha fazla yapışma eğilimi gösterirken kimi bebeklerse anneden kopma ve tamamen kendine dönme eğilimi gösterirler. Güvensiz bağlanan bebekler ileriki yaşantılarında stres verici yaşantıları tolere etmekte zorlanır, güç durumlarla karşılaştığında aşırı kaygı duyar, sosyal çevrelere dahil olmada güçlük çeker, kendini ifade etme ve özgüven konularında sıkıntı yaşarlar. Erken dönemdeki güvensiz bağlanma paterni gelecek yaşantıda kurulan romantik ilişkilerde de benzerlik gösterir. Anneyle güvene dayalı ilişki kurulamağında ilişkilerde karşı tarafa aşırı bağlılık geliştirme, terk edilmeye karşı büyük bir kaygı duyma ya da sıcak ve güvene dayalı ilişkiler kurmada güçlük yaşama gibi durumlarla karşılaşılır.

Tüm bu bilgiler göz önünde bulundurulduğunda, anneyle kurulan bu muhteşem birlikteliğin yaşamın ilk yıllarında hayatta kalmayı sağlaması ve biyolojik, psikolojik ve sosyal açıdan kişiyi hayata hazırlaması açısından oldukça kritik öneme sahip olduğu görülmektedir.

Uzman Psikolog Derya Melek

 

 

Leave a Reply